Yazan: 3rh4nb1

American Beauty

American Beauty’nin banliyö sinemasına balıklama dalacağı sloganından belli: “Daha yakından bakın”. Koca bir sinema kolunun temel derdini özetleyen bir cümle.

Sonuçta Amerikan sinemasında banliyö yaşantısı genellikle, biçimin içeriğin kendisi yerine geçtiği bir yapı olarak ele alınmıyor mu? Bu yaşam tarzı “bak bana” diyor zaten, çünkü özünü, tamamen dışarıya yansıttığı görüntü üzerine kuruyor. Yüzeyin hüküm sürdüğü bir model bu; “American Beauty” ise bu modelin üzerine “daha da yakından bakarak”, yüzeyin arkasına işlemeye çalışarak gidiyor.

Paketlenmiş Güzellik

Senarist Alan Ball ve yönetmen Sam Mendes, banliyö yaşam modelini hayatta tıkanmanın, kendinden bıkmanın, istediklerini yapamamanın ve hatta istemeyi unutmanın, en somut hali ile orta yaş bunalımının doğal yaşam alanı olarak kullanılıyor. Yüzeyin arkasına yaptıkları yolculukta çıkış noktaları ise, “güzellik”. “Amerikan Güzeli”‘nin güzelliği gibi.

Filmin posterinde genç bir kızın çıplak göbeğinin üstünde bir gül görüyoruz. “American Beauty”, özel bir gül cinsinin de adı olduğundan, posterde “Amerikan Güzeli” ile hem bedenin bir parçasınıgördüğümüz genç kız, hem de gül kastediliyor olabilir. Bunun da ötesinde, dışarıya iyi bir görüntü verme odaklı yaşam tarzının paket güzelliklerin bütünü belki de: Bir ponpon kız ve bakımlı, pırıl pırıl bir ev ya da dört bin dolarlık bir kanepe de olabilir. “Daha Yakından Bak” sloganı, bununla da doğrudan ilintili: Neyin güzel olduğu, neyin olmadığı (ve de tabii ki neyin sevilesi, neyin sevilmeyesi; hatta neyin doğru neyin yanlış olduğu) konusundaki hazır kalıplar, zaten bireylere bırakılmadan gündelik hayatın içerisine yedirildiğinden, özel bir çaba harcamadan yaşantımıza giriyor. Bir anlamda farkına varmadan paketler halinde hazır beğeni satın alıyoruz. “American Beauty”, insanın hayatında durup soluklanmasını ve kitleler için üretilen bu beğenilerin/değerlerin peşine sorgulamaksızın düşmesinin hayatını ve hayatları nasıl şekillendirebileceğine/şekilsizleştirebileceğine bakmasını istiyor.

Tutkalsız Tutmayan Çekirdek

Öykünün anlatıcısı olan Lester Burnham‘ın dış sesi marifetiyle, onun bir yıl sonra öleceğini öğrenip bir yıl önceye, yani onun “uyanış”‘ının öncesine dondüğümüzde, Lester’ın tam anlamıyla kendini akıntıya bırakmış sürüklenmekte olduğunu görüyoruz. İşin kötüsü, Lester ne durumundan memnun, ne de bir yere tutunup durmaya niyet ediyor. Güvenli bir işi, güzel bir karısı, lise çağında bir kızı var, güzel bir de evde yaşıyorlar… Ancak Lester bunların hiçbirinin hakkında kafamızda bir imge oluşturmasına izin vermiyor. Zaten filmin en başında bir video kaydında söz konusu babanın kızının onu acınası bulduğunu ve öldürmek istediğini söylediğine tanık oluyoruz. Lester ise bize günlüğünden birisinde tura çıkararak, edinebileceğimiz olumlu bir izlenimin önünü de hemen kesiyor. İşinden çok sıkılıyor, karısıyla arası hiç iyi değil, kızıyla iletişim kuramıyor ve bu konularda fazla bir şey yapmaya niyetli de gözükmüyor. Bütün bu sıkıcılığı, bir hayalet gibi yaşamayı seçmiş. Belki herkesin yaptığını yapmanın konforuna bırakmış kendini gidiyor. Karısı Carolyn ise yaşam tarzı ideallerinde ailenin cephesini temsil edip, görüntüyü tek başına kurtarmaya çalışıyor: Kendi görünümünü, evin görünümünü, bahçenin görünümünü, kızının görünümünü… Kızı hiç oralı olmadığından bu konuda yaya kalıyor, kocası da başarı timsali olmaktan uzun bir yol uzakta bir yerlerde gezinerek bunun üzerine tuz biber ekiyor. Ama Carolyn var gücüyle “başarı imajı”nın neferi olmayı sürdürüyor, hem de sinir krizleri arasında boğulurken bile…

Genelgeçerin Dışında

Yapmacıklığa, paket güzelliklere, sahip olunan mallar ve kariyer başarısı üzerinden kimlik kurmaya savaş açan “American Beauty”de, Carolyn  karakteri bir anlamda “karşı saf”ta kalıyor. Film ise dümeni Burnham’ların yeni komşularının çocuğu Ricky‘nin rüzgarda süzülen bir poşetin görüntüsünde bulduğu “güzellik”e kırıyor. Son derece sert, dayakçı, uyuşturucu testi yapmak için sabit aralıklarla israr testi alan bir babanın oğlu Ricky Fitts, her açıdan Carolyn’in de, Jane‘in okulda çok popüler olan model olma hayalleri kuran kız arkadaşı Angela‘nın da zıt kutbunu oluşturuyor. Akıl hastahanesinde yatmışlığı ve genelin beğenisiyle de, tercihleriyle de hiç  işi olmaması sebebiyle çoğunluk tarafından “tuhaf” olarak algılanan Ricky (Angela’nın deyimiyle “İncil satıcısı gibi giyiniyor”) sürekli elinde video kamerası ile geziyor. Şeylerin tabiatındaki güzellik gibi bir boyutta geziniyor ve bunun doğal bir sonucu olarak çevresinin çevresinin önceliklerini pek paylaşmıyor. Bu yüzden de Jahe!nin babası Lester’ı dışarıda esrar içmeye davet eden Ricky, iş vereni tarafından basılıp “sana o yaptığını yapman için para vermiyorum” tedidiyle karşılaşınca, “o zaman para verme” diyerek işi bırakıveriyor ve Lester’a ilham kaynağı oluyor. Lester da Ricky’den ve kızının en yakın arkadaşı olan Angela’yla yeniden şarj olan libidosundan aldığı ilhamla dev bir adım atarak, kendisini işten çıkarmayı düşünen patronuna şantaj yapıp “serbest kalıyor” ve gençliğe dönüşüne start veriyor.

Asker babanın evinde yaşamasına ve itaatkar görünmesine rağmen asıl gelirini uyuşturucu satarak elde eden Ricky’nin genelin (özellikle banliyö yaşamının genelinin) kurallarıyla, değerleriyle ve beğenileriyle arasında herhangi bir bağ yok gibi. Sam Mendes bunu onun giyiminden ve çektiği videolardan anlamıyorsak, Angela’ya bir kez bile bakmayıp doğrudan Jane’e kilitlenmesinden anlamamız gerektiğini ima ediyor. “Bu “tuhaf” çocuğun “daha güzeli” varken gidip de Jane’le ilgilenmesi, hayatta önceliklerini de, beğeni pusulasını da, tercihlerini de kendi elinde tutma özgürlüğünün bir işareti olarak kullanılıyor. Ricky kendi evinin penceresinden kamerasını Jane’in evine çevirdiğinde, iç çamaşırlarının içinde pencerede dans eden Angela’nın yanından soom girip Jane’in yüzünün aynadaki görüntüsüne odaklanıyor: “yüzeyi geçip arkasına bakmak” fikrine bu adeta görsel bir karşılık olarak kullanılıyor.

Pages: 1 2

'American Beauty' isimli yazı, Drama kategorileri altında 01 Oca 2010 tarihinde, saat: 19:46 'de 3rh4nb1 tarafından gönderilmiş.

Tüm yazılardan haberdar olmak için bu Rss'i kullanabilir, tüm yorumlar için bu Rss'i kullanabilir, veya buradan istediğiniz kategoriye abonelik sağlayabilirsiniz. Diğer görüşleriniz için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz.


Kullanılan Etiketler: , , , , , , , , , ,

Yazı ve Yazar Hakkında Bilgi İçin Buraya Tıklayınız
  • email
  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Digg
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • LinkedIn
  • Technorati
  • MySpace
  • Google Bookmarks
  • Netvibes
  • NewsVine
  • Reddit

Belki Bunlar da Alakalı Olabilir:

This website uses IntenseDebate comments, but they are not currently loaded because either your browser doesn't support JavaScript, or they didn't load fast enough.

“American Beauty” yazısına 2 Yorum Yapılmış

  1. Yasin diyor ki:

    “hele ki daha önce bir kez daha böyle becerizksiz numarası yapmış ve finalde pabucumuzu ters giydirmiş olma sabıkasıyla (Se7en) ”
    usual suspects diyeceksiniz sandım, Kaiser Soze de boyleydi.

    • 3rh4nb1 diyor ki:

      aslında haklısnız amacım da oydu, ama uzun bir yazıydı ve önümdeki se7en yazılarına aldanarak hata yapmışım :) . Gerçi se7en’da da beceriksilik olmasa da ters pabuc durumu vardı sayılır :) .