Geçenlerde izlediğim güzel bir film 500 Days Of Summer. Klasik romantik komedi gibi başlıyor ama gerek işleniş tarzı, gerek ele aldığı güzel senaryo, gerekse de oyunculuklardaki gerçekçilik ile beğenimi kazandı.
Başrollerde Joseph Gordon-Levitt ve Zooey Deschanel var. Başroldeki erkeğimiz ileride kendisini gerçek aşkın beklediğini ve bunun da Summer olduğunu düşünür ancak Summer aşka inanmamaktadır. Bu başlangıçla başlayan film güzel ve inişli çıkışlı bir senaryonun ardından güzel bir son ile bitiyor.
Sonunu saymazsak işleniş açısından bir Holywood filminden çok Avrupa işi bir filme benziyor. Gerektiği yerde kullanılan güzel müzikaller, sıkıntılı yerlerdeki duraksamalar, içi boş görüntüler, yer yer güldüren görüntülerle güzel ve hoş detayları olan, tam olarak o kategoriye sokamasam da iyi bir romantik-komedi filmi yapabilmiş 2009 yılında Holywood.
Gerçekçi bakılan dünya ile umut edilen dünya arasındaki köprüyü ilişkiler bazında ele alan, hangi gözün daha iyi gördüğü kıyaslamasını bir kenara bırakarak değerlendirilmesi, ikisinin de bu dünyada olması gerekenler olduğunu, Batman’deki Joker’in betimlemesi ile söylersek; “sadece yapıyorum”la özetlenebilecek bir bakışa sahip film. Sadece yaşa, güzel yaşa, ilişkide, hayatta her şeyde amaç arama, öyle imgeselleştirme, sadece güzel yaşa. Belki de bu sade fikri detaylandıran insanlar beyinlerine yapılan bir gönderme gibi de sade bir yapım olmuş. Sade zevkler, sade hayatlar, sade ilişkiler… Tavsiye filmlerimden birisi daha.


